20 Mayıs 2013 Pazartesi

Evlad-ı Fatihan’ın Sultanahmet’i katli caiz midir? - Nihal Bengisu Karaca - 23 Ekim 2011


CUMA günü Üsküdar İskele Meydanı’nda bir hareketlilik vardı. Biri altmış, diğeri yetmiş bir yaşında iki kadın, Belkıs İbrahimhakkıoğlu ve Ayla Ağabegüm, artık aralarında iki ruhsuz, iğrenç ve çirkin gökdelenin göründüğü Sultanahmet minarelerine karşı oturmuş, imza topluyorlardı.

Bir grup öğretim görevlisi geldi, ev hanımları geldi, öğrenciler geldi, birkaç duyarlı yazar geldi, destek verdiler. Kendilerine Evlad-ı Fatihan diyenlerin Osmanlı mirasına yaptığı saygısızlığa baktılar. Kendilerine Evlad-ı Fatihan diyenlerin, çoktan satın alınmış, ufaltılmış, köreltilmiş şehirlerin “köşeciklerine” bile göz dikmiş hale gelmelerinin üzüntüsünü paylaştılar.

Toplanan imzalar Başbakan’a, Kültür Bakanlığı’na, Büyükşehir Belediye Başkanı’na, “kültür meselelerine gösterdiği hassasiyet nedeniyle” Dışişleri Bakanlığı’na verilecek. Umarım o meşum Zeytinburnu gökdelenlerinin nam-ı diğer 16:9 konutlarının ilgili katları tıraşlanır, umarım imzaya açılan metinde de dendiği gibi “Bu şehre çakılacak her çiviye ancak İstanbul’un medeniyet şehri olduğunu kalben ve zihnen kavramış kültür insanlarının denetiminde“ izin verilir bundan böyle. Umarım. Ancak bu hatanın düzeltilmesi için toplumun sahici bir dirayet göstermesi gerekiyor.

Zira Mesut Toprak’ın sahibi olduğu, ASTAY Gayrimenkul tarafından inşa edilen gökdelenler orada birdenbire yükselmedi. Biri tutmuş, biri ayıklamış, biri pişirmiş, biri yemiş düzeninden süzüle süzüle gelindi buralara. Düşünün ki, Koruma Bölge Kurulu’ndan izin bile alınmamıştı. Kültür ve Turizm Bakanlığı belediyelere uyarı yazısı yazdığında ise artık ortada Koruma Kurulu diye bir şey bulunmuyordu, kanun hükmünde kararnameyle Koruma Kurulu lağvedilmişti... İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Kadir Topbaş ise şunları söylüyordu: “Bununla ilgili farklı girişimlerimiz var. Bunu da daha sonra açıklarız.

Bundan sonra bir daha böyle bir şey olmaması açısından da İstanbul’un topografik kodları, yükseklikleri ile o yükseklik noktalarındaki yapıların yeniden gözden geçirilmesi için bir çalışma yapılmakta.” Amaç, “Bundan sonra, bir daha böyle bir şey olmaması” imiş... Peki bugün böyle bir şey olmaması için gereken yapıldı mı? Korkarım, hayır. Ne büyük bir hayal kırıklığıdır ki, Topbaş dahil kimse için bu kuleler sürpriz değildi. Mesut Toprak’a TMSF tarafından 45 milyon dolara satılan söz konusu araziye “yüksek katlı otel ve rezidans” yapma imkânını veren plan tadilatı, 16 Mayıs 2008 yılında, aynı Büyükşehir Belediyesi’nin meclisince yapıldı.

Oysa TMSF tarafından el konulmadan önce, henüz Halil Bezmen’e ait iken, söz konusu araziye sadece 6 katlı bina inşa edilebiliyordu. Bu sınırlandırmanın nedeni 2008’de de belliydi: Arazinin İstanbul’un Marmara silueti kapsamında kalması ve tarihi yarımadaya çok yakın bir noktada bulunması! Nitekim arazinin Mesut Toprak’a geçmesini takip eden zaman diliminde böylesi bir plan tadilatı yapılarak , 6 kat sınırının kaldırılmasına daha o zamanlar, 2008’de, bazı belediye müdürlükleri karşı çıktı, lakin değişen bir şey olmadı. Bu arada, rivayet odur ki İstanbul Büyükşehir Belediyesi’ne ait bazı birimler, birkaç ay önce “daha önce tekstil atölyesi olarak kullanıldığı” ileri sürülen bir ek binaya taşındılar. Sahibinin Mesut Toprak olduğu söylenen bir binaya...

Eğer bu doğruysa şu sorunun cevaplanması gerekir: İBB bu bina için Mesut Toprak’a kira ödüyor mu? Ödüyorsa ne kadar? Şunu de merak ediyorum: Prizren’deki, Makedonya’daki camileri restore eden, yurtdışındaki tarihi mirasımızı korumak için güzel işler yapan TİKA gibi kuruluşların da bu rezalete ses çıkarması gerekmez miydi? Söz konusu olan bir “medeniyet katli” olduğuna göre misal “Medeniyet Araştırmaları Merkezi” neden susmaktadır?

Söz konusu olan bir şehrin “İslami siluetinin bozulması” olduğuna göre, Diyanet İşleri’nden İstanbul Müftülüğü‘ne kadar pek çok yerden güçlü bir itiraz yükselmesi gerekli değil miydi? Mesele “sermaye ve semereleri” olduğunda “Evlad-ı Fatihan” uyku “mood”una mı geçiyor?

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder