20 Mayıs 2013 Pazartesi

Siluet mi dediniz? - Ali Çolak - 03 Eylül 2011


Edmondo de Amicis 1874'te, henüz 28 yaşını sürerken gelir İstanbul'a.

O benzersiz hatıratının ilk bölümünde anlattıklarını okurken, onun bir şehre değil, masal ülkesine giriyor olduğunu sanabiliriz. Messina Boğazı'ndan başlayıp Boğaziçi'nde sona eren on günlük deniz seyahatinin son gecesinde kaptan, "Yarın İstanbul'un minarelerini göreceğiz!" deyince Amicis için uykusuz geçecek uzun saatler başlamıştır. Sonsuz hayaller, bekleyiş, Doğu'ya dair okuduğu bütün o kitapların bir bir hatırlanışı... Gemi, sabahın alaca karanlığında girer İstanbul'a. Edmondo de Amicis, sisler arasından önce bir Üsküdar manzarası görür, ardından Galata, Haliç... "İstanbul"un en çarpıcı sayfaları, bu giriş bölümü olmalıdır. Bir çocuğun çok sevdiği bir aile büyüğüne ulaşırken duyabileceği heyecana benzer. Amicis çocuklaşmıştır bütün bütün. On günlük yolculuğun bezginliği çoktan unutulmuştur.

İtalyalı bu genç adam, gezdiği İstanbul'un ışığına, yapılarına, siluetine sonsuz bir aşkla bağlandı. Sonra bir köprüde durup, şehrin geleceğini düşünmeye durdu. Gariptir, o yıllarda belki de bir Türk'ün hiç yapmayacağı şeydi bu; İstanbul'un geleceğini düşünüp kederlenmek... Şöyle diyordu: "Gelecekteki İstanbul'u, tehditkâr ve hazin ihtişamıyla yeryüzünün en güler yüzlü şehrinin kalıntıları üstünde yükselecek o Doğu'nun Londrası'nı görür gibiyim. Tepeler düzleştirilecek, korular yerle bir edilecek, rengârenk küçük evlerin yerinde yeller esecek; ortasından sayısız, upuzun fabrika bacasının ve çan kulelerinin yükseldiği binaların, imalathanelerin ve işyerlerinin sert uzun hatlarıyla ufuk her taraftan kesilecek; düz ve bir örnek uzun sokaklar İstanbul'u ızgara şeklinde birbirine paralel binlerce kocaman yola ayıracak; telgraf telleri gürültülü şehrin çatıları üstünde devasa bir örümcek ağı gibi iç içe geçecek; Valide Sultan Köprüsü'nde artık sadece silindir şapkalar ve kasketlerden oluşan kara bir sel geçecek; esrarlı Sarayburnu bir hayvanat bahçesine, Yedikule hapishaneye, Hebdomon [Bakırköy] bir doğal tarih müzesine dönüşecek; her şey dayanıklı, geometrik, faydalı, duman rengi, can sıkıcı olacak ve artık ne yana yakıla edilen duaların ne şarkıların yükseldiği ne de sevdalı gözlerin dikildiği canım Trakya göğünü devasa bir kara bulut daimi olarak kaplayacak."

Her şey dayanıklı, geometrik, faydalı, duman rengi ve can sıkıcı... Dünya edebiyatının en güzel İstanbul metinlerinden birinde anlatılan şehir, artık o değil. Benzersiz İstanbul silueti, son 20 yılda barbarca, saygısızca ve güpegündüz, herkesin gözü önünde yok edildi. Eski İstanbul diye bildiğimiz Sultanahmet, Fatih ve Galata bölgesindeki yapıların yüzyıllardır verdiği fotoğrafın içine, her yıl yabancı maddeler gibi beton binalar, gökdelenler giriyor. İnsana hüzün veren, bu barbarlığın çaresizce kabullenilişi. Devlet, millet el ele verip, üç imparatorluğa başkentlik yapmış ve bu tarihi dönemlerin hepsinin hatıralarını yaşatan şehri haritadan ve dünyanın hafızasından siliyoruz. Niçin kimse isyan etmiyor? Hükümetler, belediyeler, üniversiteler, mimar örgütleri susuyor, göz yumuyor, neden? Halk susuyor, göz yumuyor. Halk dediğiniz kim? Kim isyan edecek? Çavuşbaşı'nın, Sultanbeyli'nin ormanlarını günbegün tıraşlayıp yerine evler yapanlar mı? Adım başı AVM'ler, gökyüzüne doğru rezidanslar kurup yeni 'yaşam alanları' icat edenler mi? Unutunuz... Pek bilinmez ama Topkapı Sarayı'nın Bâb-ı Hümâyun kapısı önündeki küçük meydana Sultanahmet Çeşmesi yapıldığında, Osmanlı mimar esnafı ayaklanmış, "Bu zevksizlik abidesini buraya nasıl dikersiniz!" diye sarayın önünde gösteri yapmıştı. Bugünün 'mimar esnafı'nın çoğunun o ucubelerin altında imzası bulunduğu için, onlardan benzer bir isyan beklemek boşuna...

Tarihin hafızası diye bir şey varsa eğer, asırlardır korunagelmiş İstanbul silueti onun en şiirsel sayfalarını oluşturur. Şimdi o fotoğrafı yok etmek için birbirleriyle yarışarak yükselen gökdelenler, Başbakan Erdoğan'ın "ucube" benzetmesinden sonra yıkılan Kars'taki "İnsanlık Anıtı" heykelinden daha mı masumdur? Ayasofya'nın, Sultanahmet'in, Galata Kulesi'nin, Süleymaniye'nin, Kızkulesi'nin oluşturduğu şiirsel siluete bir hançer gibi saplanan beton yığını binalara kim 'ucube' diyecek? O ucubelerin yıkılması için talimat veren birileri çıkacak mı? Çıkmayacak...

Biz de bir masalda yaşamıyoruz artık. Amicis'in "İstanbul"unu okuyup öyle hülyalara dalmanın anlamı yok. İstanbul bitecek! Bir ortamalı gibi yağmalanacak. Sırf süper zenginler, doyumsuzlar biraz daha manzara görsün, biraz daha dünya saadeti devşirsinler diye 8 bin yıllık şehir yağmalanacak. Tarihi siluetmiş!.. O doyumsuz zevklerin, İstanbul'u bilmem kaç derece gören manzaraların yanında böyle şeylerin adı mı anılır? Yiyin efendiler, bu hân-ı iştiha sizin!

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder