4 Temmuz 2013 Perşembe

Bakış Açısı: Demokrasi, Mursi, Suriye ve Samimiyet… 04.07.2013

"Olimpos dağının çocukları, Hira dağının evlatlarını asla kabullenmeyecektir.” Cemil Meriç

Mısır’da gerçekleşen darbe doğal olarak Türkiye’de epeyce yankı uyandırdı. Fırsattan istifade biz de ülke olarak darbe şakşakçıları ve Mursiciler olarak ikiye bölündük. Gerçi ikiye bölünmek için önce birleşmek gerekir ki, biz onu zaten hiç beceremedik. Neyse, çevrede olan her olayı kendi ideolojik düşünceleriyle bağdaştırıp karşıt görüşe öfke beslemeyi şiar edinmiş insanlardan uzak olmayı tercih ediyorum. Daha doğrusu bu insanlara uzak durmayı başaramadığımdan, onlara benzemekten kaçınıyorum. Bu yazı da bu detay göz önüne alınarak değerlendirilirse müteşekkir olurum.

“Fitne, öldürmekten daha büyük bir vebaldir” ayetini baz alarak eleştiri oklarını karşıt görüşlülere yöneltirken zülf-i yâre dokunmamak maksadıyla dilimizin, elimizin ayarına dikkat etmeliyiz düsturuna sığınırım. Çünkü ülkemizde Müslümanların farkına varması gereken husus parçalanmayı sağlayan mücadelenin ideolojiler çerçevesinde değil de İslam çerçevesinde şekillendiğidir. Sen x’ci, y’ci kimliğinden dolayı alaşağı edilmek istenmiyorsun; sen dindar olduğun için bu kapsamda eleştiriliyorsun. Kısaca senin temsil ettiğin tek unsur İslam’dır. Sen mümin olduğuna inanıyorsan, ona göre davranmakla mükellefsin. Kendin gibi düşünmeyeni, onun silahınla vurmak gafletten öteye gitmeyecek bir hamle olur. Dolaylı olarak ‘Hasan Karakaya’nın’ iki gün önce takındığı üslubu da tasvip etmediğimi belirteyim, naçizane… Yalnızca bir sözün, tarafsız bir insana ‘bu mu Müslümanlar’ dedirtmesinden Allah muhafaza… Umarım bir gün, bu şekilde; “emrolunduğun gibi dosdoğru ol” ayetine göre hareket edebiliriz. Umarım bir gün…

Gelelim günümüz meselesine, Mursi’nin devrilmesi ülkemizde çeşitli çevreler tarafından kutlandı. Kutlandı derken, elbette havai fişeklerle, pastalarla değil; tehdit kokan sözler ve ahlaki değerlerden yoksun olan mizahi unsurlarla… Darbeyle dört defa yüzleşmiş bir toplumun, başka topraklarda olan bu askeri müdahaleyi çığırtkanlıkla seyretmesi elbette üzücü ve sinir bozucu. Lâkin dindarların bu süreci demokrasi ve anti-demokrasi terimlerine hapsetmesi de o kadar sığ ve samimiyetsiz. Çünkü inandığın doğrular seni bugün demokrat ilan ederken, yarın çok rahat şekilde demokrasi düşmanı ilan edebilir. Kavram kargaşası içine hapseder isen kendini, şu ters düştüğün kesimin bazı sorularını cevapsız bırakabilirsin. Samimiyet karinesi altında ne düşündüğünü söylesen oysaki… Belki her şey çok daha anlaşılabilir olur, değil mi?

En basit ifadeyle, Mursi’ye yapılan hain darbeyi sade bir vatandaş olarak kınıyorum. Dua etmekten başka elimden bir şey gelse, şu anda hiç düşünmeden yaparım kendisi için. Lâkin varsayım üzerine konuşursak, Mursi yarın iktidara yeniden gelir ve kendi halkına zulmetmeye başlarsa sonuna kadar Mursi’nin karşısında yer alacağım. Zulümden kastım, kürtajı yasaklaması, alkol yasası çıkarması değil; çoluk çocuk dinlemeden insanların üzerine bomba yağdırması, gerekirse kimyasal gaz kullanma tehdidini barındırması vesaire…

"Neden Mübarek indirildiğinde sustun" veya "neden Esad’a düşmansın", hatta "devlet olarak neden Suriye ile aramız iyiyken bozuldu" sorularına bu cevabı vermeyi yeğlerim.

İslam’ın şartlarından birisi demokrat olmak değil. Ama adil olmak, vicdanlı olmak, merhametli olmak her müminin sahip olması gereken hasletler. İyi bir demokrat olmayabiliriz hiçbirimiz kabul; ama sırf ideolojik bağlarımız nedeniyle çocuk katili bir zalime övgüler yağdırmayız! Hiçbir ahlâki değere uymayacak bu çirkinliğin dimdik karşısında yer alırız. Çünkü aksi, inandığın tüm doğruların kalbine hançer saplamak gibi hazin…

Dünya gündeminin üvey evladı Doğu Türkistan’a ve darbeye karşı dimdik duruşuyla övgülere mazhar olan Mursi'ye dualarımızla destek olmaya devam edelim. Allah yar ve yardımcıları olsun.

Selam ile.
Ahmet

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder