22 Temmuz 2013 Pazartesi

Bakış Açısı: Devlet Daireleri, Kabullenilmiş Çaresizlik ve Siyasi Gözlükler… - 23 Temmuz 2013

Devlet dairelerinde işler hep yokuşa sürülür algısının zamanla içselleştirilmesi ve genel kabul hâline gelmesi vahim bir durum. Bir yanlışı olduğu gibi kabullenmek, sorgulamamak ‘nasıl hak ediyorsanız, öyle yönetiliyorsunuz’ sözünün bir yansımasıdır. Bir devlet kurumuna gittiğimizde yüzlerce şikâyet edilecek husus buluyor ama bunun değişimini talep etmek yerine kabullenip espri konusu haline getiriyorsak, işte tam da bahsettiğim noktadayız demektir.

Bu kurumlarda genel akışı özetlemek gerekirse; lüzumsuz yere sayısız prosedürü yerine getirirken onlarca insanla muhatap olursunuz; bu süreç kısa dönemde halledebileceğiniz bir eylemi yılan hikâyesine dönüştürür. Pratiklikten uzak, yaşadığımız çağa aykırı muhtelif sorunlar…

Gözünüzün önünde işten kaytaran, bir görünüp bir ortadan kaybolan, gamsız ve duyarsız çalışanlar, kâğıt israfından başka hiçbir şeye yaramayan sayısız doküman… Bir odadan diğer odaya mekik dokurken, etrafınızdaki herkesin sizi başından savarcasına başka birisine yönlendirmesi ve bunu yaparken en ufak bir tereddüt yaşamaması, en acısı ise bunca duyarsızlık arasında göz göre göre çalınan saatleriniz…

Neyse amacım amiyane tabirle bu düzene karşı kendi çapımda isyan etmek değil elbette. Benim sorunum algılarla… Devlet daireleri bir temsilci bu konuda, yanlış işleyen çarkın basit bir örneği…

Tepki gösterdiğim algı yeni değil bu arada, sorun şu ki gittikçe yayılıyor. İşin acı olan kısmı, yayıldığı cenah ‘yanlışa yanlış demezse felaket olur’ diyeceğim kadar doğrucu olması gereken bir topluluk. Çünkü inandıkları şey bunu emrediyor. Sonuç hiç hayra alamet değil. Yanlışa yanlış diyememe hastalığı… Eğer hatayı yapanın kim olduğu senin için birincil meseleyse hatalısın mesela. Bahaneye gelince, aradıktan sonra milyonlarcası mevcut…

Devlet kurumlarında adam kayırmaca had safhada, ülkede hâlâ sorunların büyük çoğunluğu tabiri caizse şikeyle (aracı yoluyla) çözülüyor, yapılan sınavların sonuçlarına güven çok zayıf, denetim yerlerde… Bu tarz yerlere elini veren kolunu alamıyor adeta, koltuğu hak etmeyen sürüsüyle insan birilerinin referansıyla iş yerlerinde yan gelip yatıyor.

Mübarek Ramazan günleri üst üste devlet kurumlarıyla muhatap olup, etrafımda bunca kargaşayı normalleştirici ifadelerle açıklayan (savunan) çok kıymetli insanları görünce böyle karman çorman yazayım istedim. Ne yazık ki, yapıcı bir eleştiriyi bile siyasal bir kutuplaştırmaya dönüştürmek günümüzün modası. Yapmayın, etmeyin. Düzeltilmesi gereken çok yanlış var hâlâ memlekette, geçmişten kalan... Yapıcı olanları kırıp dökersek, geriye düşmanca ifadelerden başka bir şey kalmaz.

Son günlerde dikkatimi çekenler: Yanlışa yanlış diyememek, düşmanını kendi silahıyla vurmayı denemek, en küçük farklı görüşü linç etmek, vur deyince öldürmek… Eyvallah, uysal koyun değiliz; ama biz bu da değiliz. Öyle değil mi?

Daha söylenecek çok söz var ama devamı Ramazan sonrasında…

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder